Doç. Dr. John Farina, Dinî Çalışmalar bölümünde doçent olarak devam ettiği George Mason Üniversitesi’nde daha önceleri üniversitenin Woodstock Teoloji Merkezi’nde tecrübeli araştırmacı olarak çalışmıştır. Uzmanlık alanları arasında, Din ve Toplum, Hukuk ve Din ve Amerika’nın Dinî Tarihi gibi konular yer almaktadır. Yale Üniversitesi’nde İlahiyat Masteri’ni, Columbia Üniversitesi’nde Doktorasını ve New York Üniversitesi’nde de Hukuk Doktorasını tamamlamıştır. Halihazırda, The Intelligible Sphere: Religion in the Twenty-first Century adlı, din ve sivil toplumu konu alan bir kitap üzerinde çalışmaktadır.

” Günümüzdeki ortamı düşündüğümüzde, Hizmet Hareketi’nin, İslamiyet’i yepyeni ve çok önemli bir ışıkta temsil ettiğini düşünüyorum. … 2001 yılından itibaren, Amerika’da İslamiyet’in araştırılma oranı olağanüstü bir yükselişe geçmiştir. Yine de, birçok çevrede, özellikle de Washington’da bulunan, güçlü ve belli siyasî bağlantıları olan birçok çevrede hâlâ İslamiyet’e dair tek yönlü bir bakış açısı hakimdir. Sanki 1.2 milyar insanın hepsi birden aynı düşünce yapısına sahipmiş gibi.. Bu düpedüz, korkunç bir cehaletin örneğidir. 11 Eylül hadiselerinden sonra, şu ifadeyi defalarca duymuşuzdur, “İslam’da hiçbir zaman bir aydınlanma olmamıştır.” Bu nasıl bir saçmalıktır. Bunun ne tarihsel olarak ne de gerçeklere yakınlık olarak kabul edilir bir yanı yoktur. Ama işte insanlar bu şekilde konuşabiliyorlar.. Açıktır ki, sayın Gülen de, bir çok yön itibariyle, bu kalıplaşan yargıların karşısında durmaktadır.”

” Yapacağınız her işte devlete bağımlı olmamalısınız. Eğer ben bir işin yapılmasını istiyorsam, neden o işi kendim yapmayayım ki? Tabii bunu yapmama engel olacak herhangi bir kanun olmadığı sürece, ki çoğu zaman böyle bir şey söz konusu bile değildir. İşte sivil toplum organizasyonları bunu başarabilmektedir. Hizmet’in de yaptığı şey budur. Toplumlarda var olan gerçek ihtiyaçlara cevap veren gönüllü organizasyonlar kurmaktır. Hizmet’in tam da bunu
yaptığını görüyorum.”

” Dinin, birtakım evrensel değerlere dayandırılarak, bir toplumun sosyal, hatta siyasî, yaşamında rol oynayabileceği fikri çok kayda değer bir düşüncedir. Şu yaşadığımız post-modern dünyada bizler de işte tam bu noktada durmaktayız. Modern çağa damgasını vuran akım, din ile devletin, inanç ile mantığın, bilim ile dinin iki ayrı kola ayrılması şeklindeydi. Artık onun modası geçmiş durumda. Gerçekten de öyle. İnsanlar, eski ikilemlerin ötesine geçerek, dini yeni ve tazelenmiş bir şekilde anlayabilmeyi istiyorlar.”

Advertisements