Peder Anthony Ciorra Sacred Heart Üniversitesi’nde Misyon ve Katolik Kimliği Ofisi Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Mistisizm, maneviyat ve ahlakî teoloji alanlarında çok sayıda eserleri bulunmaktadır. Peder Ciorra doktorasını Fordham Üniversitesi’nde, Tarihsel Teoloji alanında tamamlamıştır. Fordham Üniversitesi Din ve Din Eğitimi Enstitüsü’nün eski dekanlığını yapmıştır. Halihazırda, Musevîler, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki dinlerarası diyaloğu geliştirmek adına aktif olarak programlar düzenlemeye devam etmektedir.

” İçinde yaşadığımız dünyaya baktığımız zaman, dünyamızın bir çok açıdan yaralı ve kırık dökük bir halde olduğunu görüyoruz. Fakat, gençliğimizle birlikte, eğitim yoluyla, işlerin gidişatını değiştirebilme şansımız var. Eğitimin bütün amacı dönüştürücü bir güç olabilmektir. Hizmet Hareketi’nde, hareketin okullarında da var olan kilit nokta, toplumda bir fark oluşturabilmek adına öğrencileri eğitebilmektir. Hizmet okullarındaki öğrencileri, hem kendi ülkeleri adına hem de genel olarak dünya adına iyi birer vatandaş olabilmeleri için eğitiyoruz. Bunun anlamı, eğitimli birer insan olarak onların, gerçek anlamda, önyargı ve taraflı duruşlarını bir kenara iterek birbirlerini kucaklamayı öğrenmeleri demektir.”

” Hayırseverliği bizzat uygulamaya koyduğumuz zaman, işte o dinin en güzel şekilde yaşanmasıdır. Hayırseverliğin olmadığı bir din kavramı hakiki mahiyetinden uzaktır.

Hizmet’in de bu şekilde yoksullara el uzatması, bu çok önemli değerin hayata geçirilmesidir. Örneğin, Türkiye’de iken Hizmet’in sponsor olduğu hastanelerden birine olan ziyaretimizi hatırlıyorum. Hastanede, son derecede fakir ve yoksul kimselerin hizmetlerine bakıldığını gördük. Oradaki hastaları gördükçe kendi kendime, Allah’ıma şükürler olsunki onlara böyle bir hizmet sunuluyor ve fiziksel ihtiyaçlarına bu şekilde bakılıyor, diye düşündüm.”

” İnsanların şunu kavrayabilmesi gerekiyor; Hizmet’in, yanılmıyorsam, 160 farklı ülkeye gitmesi, o ülkelerde birtakım köprülerin oluşturulması anlamına geliyor; insanların İslamiyet’e, aynı zamanda da, Türkiye’ye olan bakışları şekillenmiş oluyor. Hal böyle olunca, Türkiye’ye, bir başkasını kucaklamaya açık, dünya sahnesinde rol almaya hazır bir ülke nazarıyla bakılıyor. Başka ülkelerle olan ilişkileriniz sayesinde, dünya sizi, dünya barışını sağlamada birer araç olmayı isteyen kimseler olarak görüyorlar.”

Advertisements